TİYATRO SAHNESİ

TİYATRO SAHNESİ

TİYATRO SAHNESİ

Sır, üç harf, tek kelimeden oluşan, arkasında bir cinayeti saklayacak kadar güçlü bir kelime. Aynı zamanda annesinin gizlice makyaj malzemelerini kullanan bir çocuğun arkasına saklandığı en aciz kelime. Belirsizlikleri severim. Bana göre çoğu kelimenin arasından en güçlü olanlardan biri. Ne kadar biçim olarak olmasa da...
Hangimizin sırrı yok ki? Bu koca bilinmezliklerle dolup taşan evrenin bile sırları varken. Fakat öyle sırlar vardır ki en güçlü olan nefretten daha güçlü, en acımasız duygu olan vicdandan daha acımasız. Bu sırlardan birini ben de taşıyordum. Yıllar önce gerçekleşen bir cinayetin sırrı. Katille göz göze geldiğimiz anda bana bunun bir tiyatro oyunu olduğunu anlatan sesi.
Anılar, zihnime birer çıkmaz yol gibi düşüyordu.
"Bak, bu bir oyun tatlım."
"Birazdan uyanıp gelecek yanına."
"Aramızda bir sır olacak ama ben gidene kadar kimseye söylemek yok."
Çocuk aklı işte inanmıştım, yüzüme gülümseyen katile. Gider gitmez bu oyunda maktul rolünü oynayan kadının yanına koştum. İlk işim neden bu rolü seçtiği sormak olacaktı, kim kurban olmak ister ki? Görünenin ardındaki özü farkedene kadar oyun olduğuna inandım. Çünkü solgun yüzüne rağmen hala çok güzeldi.
Annem.