Taç ve Kavuk

Dudaklarda Kalanlar #MinimalSır

Taç ve Kavuk

Kraliçe yağmurlu havayı izledi bir süre. Tanımların vazifeleri olmadığını düşündü odasında. Gülümsedi, biliyordu ki tüm tanımların dışında tanrı olmasını engelleyen bir sınır vardı. İçerisinde çabaladığı, aşamadığı ve aşamayacağı sınırı çember olarak hayal etti. Çemberin üzerinde soytarısı duruyordu. Melankolik tavrının aksine bir kez daha gülümsedi. Soytarısı odanın kapısından içeri girdiğinde bacaklarının titrediğini hissetti. Bu tutkuyu hissedebileceği tek kişi vardı dünyada. Kraliçe bu tutkuyu soytarısında bulmuştu. Soytarı kraliçesini selamladı, bir başkasına saçma veya gülünç gelebilecek olan ancak kraliçesinin soluklarının devamlılığını sağlayan gösterilerine başladı. Koskoca bir ülkenin sahibi olduğunu düşündü kraliçe ancak biliyordu ki bir insan kazanmak ülke kurmaktan öteydi. Daha zordu.

Soytarı kraliçesine öylesine güzel bakıyordu ki kraliçe bu bakışların hissettiği şekilde olmamasından ürktü.

Kraliçe adımlarını ilerlettikçe soytarı hareketlerini yavaşlattı, ta ki durana kadar. Kraliçe ellerini soytarının yanağına uzattı. Soytarı geri çekildi. "Bağışlayın kraliçem," dedi. İkisi de biliyordu. Sırları gizli tutulmalıydı. 

Soytarısını düşündü kraliçe bakışlarını soytarısından ayırdığında. O daim aklındaydı. Ona karşı hissettikleri kuvvetliydi. Kalbini onun kollarına bırakmak istiyordu. Kalbini kalbinde attırmak istiyordu. Mümkün değildi hissettikleri. Soytarısı odadan ayrıldı. Kraliçe balkonuna yöneldi. Yağmuru dinmiş havadaki esintiler tacını düşürdü. Kendini yüksek tümsekten aşağıya bıraktığında duyduğu nidalardan ötesi arkasından süzülen bedendi. Pişmanlık kalbini aşındırırken yerde gördüğü bir soytarı kavuğuydu.