Soğuk çay

Soğuk Çay

Soğuk çay


Elinde tuttuğu çay bardağı, üçüncü çayını ağırlarken o, bir saattir olduğu gibi yine dalgındı. Kapıdan girip, bir bardak çayını içerim, dediğinden beri susmuş tek kelime de etmemişti.


-Çayına kırağı düşmeden karıştırmayı bitirsen de içsen artık, dediğimde uykudan uyanır gibi kaldırdı başını. Önce ne dediğimi anlayamamış olmanın hoş şaşkınlığını attı üzerinden sonra o kendine has gülümsemesi doldurdu dudaklarını, karıştırmayı bırakıp ilk yudumunu aldı.


-Derdin derdimdir, anlat da neye üzüleceğimi bileyim, dedim. 


Çayından bir yudum daha aldı gözleri duvarda kim bilir neleri seyrederken cevap verdi.


-Erkek egemen bir dünyada, onları mutlu etmemizi emreden pek çok kuralla daha çocuk yaşta tanışan bir zihinden, büyüdüğünde mükemmel ev işleri ve nefis yemeklerden başka ne umabilirsin ki? Ya da dostum, insanlık görüp hatırlamaktan ve insanlık yapmaktan ölesiye korkar hale geldiğimiz şu noktada doğan milyonlarca çocuğa, temiz bir dünya bırakacak olmak sahiden bir önem teşkil eder mi? Pek çok ülkenin çocuk ve yaşlı evlerinde tek yataklık yer kalmamışken artan metre kareler kaçımıza ferahlık sunuyor?


 Dedi ve sustu. Muhtemelen buz tutmuş çayından bir yudum daha aldı. Anlaşılan bu gün yine görmemesi gereken bir şey görmüş ya da duymaması gerekenler kulağına dolmuştu... Yazık ki ona verecek cevabımın olmadığını ikimizde biliyorduk. Öylece çaresiz, konuştu tekrar.


-İşin sırrı dostum, o meteor zararsız hayvanları yok etti! Zira hiç bir dinozorun kendi çocuklarına tecavüz ettiğini ya da sevgilisini gördü diye küçücük oğlunu öldürttüğünü sanmıyorum... Hani diyorlar ya, maymundan türedi insan, diye vallahi yalan! Azıcık kanımızda hayvanlık olsa ne sokağa çocuk ya da yaşlı bırakırız ne de çocuktan kadınlık bekleyip yuva kurarız...