1. Bölüm

Len Priatelia: HH ✔

1. Bölüm

Princess Chelsea - The Cigarette Duet

Kirpiklerini izliyordum doyasıya. Arada göz kapakları kırpışıyordu. Yumruk olmuş avuçlarının içine almıştı baş parmağımı. Parmaklarının sarmadığı elimle okşadım çatılmış kaşlarını. Dokunmamla düzelirken derin bir nefes aldı ve bana daha çok yanaştı.

Ölüyordum.

Ona her bakışımda tekrar tekrar ölüyordum. Aciz kalbim atmayı bırakmak istiyordu. Bazen delicesine hızlanıyor, ardından yorulmuş yaşlı bir organ olarak yavaşlıyordu.

Saçlarının kokusunu derince burnuma çekerken kapı çaldı ve yavaşça içeriye hizmetli amcalardan biri girdi. Şöyle bir seyretti bizi sonrasında homurdanarak işine döndü ve sessizce odayı temizledi. Yan odadan bağırışmalar geliyordu.

Bir erkek yurdu için sabah sabah fazla hareketliydi ve bu beni uyandırmıştı ancak Sehun gürültüler şöyle dursun, bomba patlasa uyanacak gibi görünmüyordu.

Biraz daha tavanı izledim. Arada hizmetli amcaya baktım ve gördüğüm saç tellerini gösterip orayı da temizlemesi için rica ettim. Sonunda odadan işini bitirip çıktığında dirseğimin üzerinde doğruldum ve Sehun'un uyuyan yüzünü biraz daha izledim.

Bacaklarımdan biri onun bacağının altındaydı, kollarından biri göğsüme sarılmıştı ve tamamen iç içe geçmiştik. 

Yumuşak, bakımlı saçlarını okşadım ve fısıldadım kulağına. "Uyan artık gerzek!" Kendi kendime kıkırdıyordum ve bunu sevdiğini biliyordum. Bu şekilde uyandırılmaktan hoşnuttu. Tebessüm ederek uyandı ve yavaşça göz kapaklarını açıp bana baktı.

Göğsümdeki kolunu biraz daha sıkılaştırıp koynuma girdi ve uykusuna devam etti.

Kalp ritmim tekrar hızlanırken onu hızla üstümden ittim ve bacağının altında kalan dizimle uygun yerlerine yavaşça tekme attım. "Uyan dedim prenses, prensin gitmesi gerekiyor" Yavaşça yataktan kalkarken söylesem de beni tekrar çekti ve yatırdı.

"Gitmesek olmaz mı?" Çatlak sesi uyku sersemliğiyle kalınlaşmıştı. Gözlerinden birini açtı bana baktı. Sonra tepki vermediğimi görünce mırıldanıp yataktan kalktı. "Bana dedin kendin kalkmıyorsun, hani prens gidiyordu?" Yüzündeki çapaklarla prensi sorgularken gülümsedim ve gerinerek kalktım yataktan.

"Yemin ederim bir gün Joon Amca bizi şikayet edecek" Konuyu değiştirirken üstüme tişörtümü giyip banyoya ilerledim. "O niye? O yaşlı moruk hiçbir şey yapmaz rahat ol" Yüzünü yıkarken banyodan bana sesleniyordu. Yanına gittim ve kalçalarımla yana ittirip bende yüzüm yıkadım. "Çünkü iki kişilik odada tek yatakta yatıyoruz" Ben yüzümü kurularken Sehun aynaya bakıp yeni çıkmış sakallarını inceliyordu.

"Yerden tasarruf ediyoruz fena mı?" Piç bir sırıtış takındığında bende sırıttım ve banyodan çıkıp dolabıma ilerdim. "Yalnız ciddiyim, gitmesek olmaz mı?" Bana tatlı surat ifadeleri yaparken gözlerimi devirdim ve seçtiğim pantalonu da altıma giydim. 

"Kalıcaz, Sehun, kalmak istemiyorum. Profesör Kim beni bir dönem daha bırakırsa mezun olamadan yaşlanacağım." Kendi pijamasını çıkarırken onu izlediğimi fark edip arkama döndüm. Aklımdan geçenleri bilse, neler yapabileceğini merak ediyordum.

"Notların herkesten yüksek olmasına rağmen nasıl kalıyorsun anlamıyorum, fakülteyi bombalayıp seni de alıp kaçmayı düşünüyorum." Dar pantalonunu iliklemeye çalışırken kıkırdamama engel olamadım ve yardım etmek için önünde eğildim. O, çok bira içmekten oluşan minik göbeğini içine çekerken düğmesini ilikledim. 

Yakınlıktan nefesim hızlansa da hemen çekildim ve tişörtümün üzerine gömleğimi de giyip ilikledim. "Prenseslerin değil, prenslerin prensesleri kaçırdığını zannederdim" dedim kıkırdayarak ve spor ayakkabılarımı giyip çantamı da aldıktan sonra bana attığı elmayı havada yakaladım ve kapıdan çıktım. 

"Ben cesur bir prensesim Luhan" Kahkaha atarken koridorda yürüyorduk. Bir erkek yurdunun 1. katında kalıyorduk. Fakülteye olan uzaklığı yaklaşık yarım saatti ve biz o sırada sohbet ederek yürüyorduk. 

Sehun ile gerçekten çok yakın arkadaştık. Lise 1. sınıfın bahar döneminden beri beraberdik ve aynı üniversitede aynı bölümdeydik. İkimizde çizim yapmakta iyi sayılmasak da mimarlık okuyorduk ve tanrı biliyor ya, tüm hocalardan nefret topluyorduk.

Pekala biraz haylaz, biraz sorumsuz ve dersi dinlemeyen tipler olabilirdik ancak sınav dönemlerinde elimizden geleni yapardık. Bu sayede *çoğunlukla* dersleri geçerdik ancak daha önceden tartıştığım bir profesör ikimizi de devamsızlıktan bırakmaya ant içmişti. Öyle ki attığımız imzaları bile siliyordu ve o derse gelmediğimizi belirtip bizi iki dönemdir bırakıyordu.

"Bugün geç gelicem" 

Söylediğimde elmasını ısırırken bana baktı. "Yeri ile buluşacağız ve sevgili zımbırtılarından alacakmışız" kendi elmamı çiğnerken gözlerimi devirdim ve yürümeye devam ettim. Sessizce ilerledik ve hızlı adımlarla normalden daha çabuk fakülteye vardık.

"Sehun-ah!" Cırtlak bir kız sesi kulaklarımı doldurduğunda yumruklarımı sıkmamak için tutmuştum kendimi. Eun Ra yanımıza gelip Sehun'un koluna girerken umursamaz bir şekilde ona baktım. Beni fark etmesine rağmen görmezden gelmesi takdire şayandı doğrusu.

"Sen de mi buradaydın?" Yeni fark etmiş gibi yaptığında tek omzumdaki çantamı hoplattım ve sinir bozucu olduğunu düşündüğüm gülüşlerden birini takındım. "Son 9 yıldır olduğu gibi evet, ben de buradayım" Söylediğimde Sehun kıkırdadı ve sevgilisinden koluna bir şaplak yedi.

Ben yanlarından ayrılırken el salladı, karşılık vermeden kahve makinesine ilerleyip sıcak çikolata aldım. Hava soğuktu ve ağzımın tadı kaçmıştı. En iyi gelecek şeyi avuçlarımın içine alıp fakültenin dışına çıktım ve ders saati gelene kadar bir sigara yaktım oyalanmak için.

İkimizin de sevgilisi vardı. Açıkçası Yeri ile aramız iyiydi, ondan hoşlanıyordum. Tatlı bir kızdı ve oldukça nazikti ancak Eun Ra için aynısını söyleyemiyordum. Oda arkadaşı olmamız, liseden beri hiç ayrılmamış olmamız hatta Sehun'un zorlamalarıyla her buluşmalarına katılıyor olmam sinirini bozuyordu belli ki. 

Kızlarla alıp veremediğim bir şey yoktu. Takılmayı severdim. Sehun'u bir süre unutmam için bana iyi geliyorlardı ve ilk düzenli ilişkim Yeri ile oldukça iyi bir şekilde devam ediyorduk. Yine de bu Yeri'yi her öptüğümde onu hayal etmediğim anlamına gelmiyordu.

Biz biraz karışıktık...

Açıklayamadığım bazı durumlar içindeydik ve bunu açıklamak istediğimi de sanmıyordum işin esası. Kampüse yakın bir erkek yurdunda kalıyorduk, iki kişilik odada beraberdik ve Sehun'un bir şeylere sarılma arzusundan dolayı beraber yatıyorduk.

Tanrı şahit ki her gece başımı yastığa koyduğumda onu izlemekten geç saatlere kadar uyuyamıyordum. Isıtıcaları sürekli açık olan yurtta beraber aynı yorgan altında üst kısmımız çıplak bir şekilde uyumak inanın hiç kolay değildi. 

Hele ki, onunla uyanmak, aynı banyoyu kullanmak hatta bezen mastürbasyon seslerini duymak hiç, ama hiç kolay değildi.

Ancak bundan rahatsız olduğumu da söyleyemezdim. Garip bir şekilde birbirimizi sahiplenirdik ve insanlar bizim yakınımıza gelmeden önce birkaç kez daha düşünürdü. Pekala ona göre daha sıcakkanlı dururdum ancak biraz yabani olduğumu itiraf etmeliyim.

Sehun benim aksime soğukkanlı görünürdü, ancak arkadaş canlısı birisiydi ve biz bu şekilde birbirimizi tamamlıyorduk. Eun Ra ve Yeri ise aramıza girebilen nadir insanlardan ikisiydi. Elbette Eun Ra ile henüz barışmamış bir yıldızımız vardı ve barışacağa da benzemiyor, yine de bu aramızda olduğu gerçeğini değiştirmiyor maalesef...

"Günaydın" Ensemde hissettiğim nefesle gülümseyip arkama döndüm ve benden biraz daha kısa kıza sıcak bir kucaklama verdim. "Bittiyse geçelim?" Yeri elimdeki sigarayı gösterirken, bir nefes daha aldım ve fakülte kapısından içeri girdim.

"Gideceğiz değil mi?" Bana parlak gözlerle baktığında onu onayladım ve yanağına bir öpücük bırakıp dersliğe doğru ilerledim. O güzeldi, tatlıydı ve gerçekten iyi bir kızdı. Bunu, ona yaptığım için üzgündüm ancak Sehun'u sevmekten vazgeçemiyor ve vazgeçmiyordum.

Ancak ihtiyaçlarımız vardı. İkimizin de. 

Kendim adıma Yeri'yi kullandığımı söyleyemem asla. Öyle biri değilim, onunla güzel vakit geçiriyorum, eğleniyorum hatta bazı sevişmelerimizde zevk aldığımı bile söyleyebilirim. Fakat bu, onu sevdiğim anlamına gelmiyordu. 

Belki Yeri'de böyle düşünüyordu, bilemiyorum. Bana aşık olduğunu sanmıyorum ama ikimizin de birlikte vakit geçirmekten hoşlandığı aşikardı. 

Ve şimdi tüm bu düşüncelerin ardından arka sıralardan birinde Sehun ile dip dibe oturmak beni gezegenin en yalancı insanı konumuna düşürüyordu. Isırdığı kalem olmak istiyordum, dikkatlice yazdığı yazı olmak ve dersten sıkıldığında başını koyduğu baldırlarım olmak istiyordum. 

Kendi bacaklarımı kıskanıyordum. Saçları, dudaklarımda olsun istiyordum. Kokusunu içime çekerken minik minik öpücükler kondurduğum saçlarını görenleri kıskanıyordum. Ona değen tarağı ve saç şekillendiricisini bile kıskanıyordum.

"Saçımda ne var?" Yüzümün dibinde bana bakıyordu ve benim gözlerim onun saçlarındaydı. Düşüncelerim tek tek bilinç altımın bilmem nerelerine kaçarken saçlarına dokundum. Etrafımızdakilerin görmesi umurumda bile değildi. Onları yavaşça okşadım ve minik bir öpücük kondurup derse döndüm.

Dayanamazdım, onun uyumasını bekleyemezdim bu öpücük için. 

Şu anda hissettiğim mutluluğu karnı doymuş bir kedi bile hiddemezdi. Öyle bir tatmin duygusu vardı ki içimde, yaptığım harekete gülümseyip başını sıraya koyup beni izlerken ölmemek için dua ettim tanrıya. 

Ölmemek istedim, o bakışları daha çok üstümde hissetmek istedim. İşte bu yüzden aldığım nefese şükrettim ve anlatılan dersi dinlemektense günümün neredeyse tamamını beraber geçirdiğim adamı tekrar seyrettim.

Ne kadar izlesem doyamıyordum. Burnunun üstündeki güneş lekelerini, henüz çıkmakta olan sakallarını ve sürekli yaladığı dudaklarını... 

Onun yüzünü yıllardır seyrederdim, her şeyi ezberimdeydi. Öyle ki; heykelini bile yapabilirdim, kör olsam yüzüne dokunarak onu bulabilirdim. Öylesine ezberimdeydi ancak yetmiyordu. Gözlerimi kapattığımda canlanan görüntü bana yetmiyordu. 

"Ne zaman geleceksin?" Bana buruk bir şekilde baktığında içimde bir dalgalanma yaşandı. Yeri'yi, buluşmayı, her şeyi siktir edip onunla yurt odamızdaki tek kişilik yatakta uyumak istedim sadece. "Son giriş saatine yakın" Bu akşam 12'ye denk geliyordu ve biz normalde o saatlerde yatağımıza uzanıp müzik dinliyor, sohbet ediyor ya da film izliyor oluyorduk.

"Daha erken gel, sıkılırım ben" Bencilliğine göz devirdim ve sıranın üstündeki ellerini seyrettim. Ardından üzerinde belirgin olan yeşil damarları baş parmağımla tekrar çizdim. "Sen neden Eun Ra ile buluşmuyorsun?" Sorduğumda başını sıradan kaldırdı ve homurdanarak dersi dinlemeye döndü. 

Bunu 'siktir et konuşmak istemiyorum' olarak kabul ettim ve profesörün dediklerini defterime geçirmeye koyuldum.

Uyanıp, beraber yattığımız yataktan kalkalı henüz 2 saat olmuştu ve ben sadece bu süre içinde bile akşamı iple çekmeye başlamıştım. Oh Sehun'un bana yaptıkları bunlar ve daha fazlasıydı. Sadece tek bir bakışı bile olduğum yerde erimek istememe neden oluyordu.

Nefes darlığı yapıyordu, kalbim sıkışıyordu ve vücudum bol bol terleyerek toksin atıyordu. Onu görmek işin esası bana, sağlığıma iyi gelmiyordu. Hayal gücüm her an daha fazla çalışıyordu ve ben sürekli onu daha çok isterken buluyordum kendimi.

2. Bölüm